Hayatımızda kestirme yollar türetiyoruz. Bu kestirme yola
girdiğimiz zaman, her şeyin yolunda gideceğini umuyoruz. Bir dönem yolunda
gidiyor gibi. Sonra bu yol bitiyor. Ne mi oluyor? Hayatta çok fazla gerçek
olduğunu görüyoruz. Gerçeklerin çokluğu bizim kestirme mutluluk yollarımızı
yerle bir ediyor. Bu noktadan itibaren otomatik melankoli başlıyor. Yolunda
gitmeyecek yollar görmeye başlıyoruz. Paraya takmıyoruz örneğin ama bir süre
sonra ona ihtiyacımızı anlıyoruz. Yada ailemizden uzaklaşmak istiyoruz, bir
hastalık başa gelir ve gerçekler yüzümüze çarpılan soğuk su gibidir. Ana
yolları geçip, tali ve kestirme yollar bizi daha az yoracak düşüncemiz, ana
yollardaki maksimum gerçekçiliği görmemizi engelleyemiyor. Bu karmaşayı çözmek
için kendinize uygun ortamı yarattığınızda, içinden çıkılmaz lekeli bir dünya
içinde buluyoruz kendimizi. Mutluluk denen olgu, felsefenin de temelinde olan
“Neden?” sorusuna tıkışıp kalıyor. Mutluluğu bulmak için, kestirme yollar,
bahaneler, gerçekçilikten uzaklaşma, bencil benliğimizin beni ve yalanlar
üretiyoruz. Kendi kural dünyamız var, buna kimse müdahale edemez diyoruz. Tüm
bunlar birer nafile nefes işte. Şimdi yine bugün bulunduğumuz noktaya
yükseklerden bakıyorum. Bir hiç görmek ne kadar da üzücü. Bu hiçliği oluşturan,
hep kaybetmemiz sanırım. Ama tüm bunları düşündükten sonra, yinede bir kestirme
yol arayışından vazgeçmeyeceğimi fark ediyorum. Gerçekçilikten uzaklaşıp,
aklımı ekonomik kullanarak, sadece mutluluğa odaklanmak. Bir oyun gibi görünse
de hepimizin bunu yaptığını fark ettim. Sanırım bugün yeni bir şeyler fark etme
günü. Tek bildiğim, artık büyümek hiç bitmeyecek.
Fethiye, Kabak Vadisi, Ölü Deniz, Antalya, Kemer, Olympos, İzmir, İstanbul, Dikili, Çandarlı, Eskişehir, Ankara derken güzel yurdumun sakin ve bir o kadar neşeli mecralarında gezintiler yaptık. Kimisini yalnız gezmek tercihim oldu, kimisinde yeni dostluklar kazandım. Blog sitesi kullanımına yeni başladığım için enstantene pozların bir kaçını yayınlayabildim. Şimdilik bunlara bakmak bile size huzur aşılayabilir. Fethiye de Kabak vadisi var. O vadide kurulu bir kaç küçük ama mükemmel işletmeleri gördüm. Tahtadan barakaların varlığı ve herkesin muhabbete aktığı ortak alanlar. Gemile adında bir butik otelde kaldım. Otel dediğime bakmayın. Doğayla tamamen iç içe bu yerde gece elektrik dahi olmamasına rağmen yanan binlerce mumun eşliğinde, tumba ve abua sesleri arasında, minik yudumlarla muhabbete eşlik eden birayla eşsiz bir yer. Ulaşımın bile yürüyerek olduğu saklı bir yer burası. www.gemilecamping.com adresinden nasıl olduğunu inceleyebilirsiniz. İşletmenin sahibi 60 yaşlarında, fakat doğanın kuvveti ile 40 yaşında gösteren, bilgili, kültürlü, esprili ve sevecen bir adam. İsmi Selçuk. Abi, Amca gibi eklentileri kabul etmiyor isminin arkasında. Sitesinden inceleme yapabileceğiniz gibi Facebook sayfasında klanları mevcut. Ekleyip yorumları da inceleyebilirsiniz. Doğa tutkunu bir insansınız ve huzuru bulmaya gidiyorum diyorsanız tam adresi verdim sizlere. Önemli bir dip not geçmem gerekirse; Nisan ve Mayıs ayı aralığında bir zaman diliminde gitmenizi öneririm. O dönemde her yer alabildiğine yemyeşil oluyor çünkü. Yaz sonu gittiğinizde sizi karşılayan sarı tonlar ve sivrisinekler sinirinizi bozabilir.
Yaz ortalarında güney şeridini gezme sevdamın ilk adımlarını attım ve olayı yerinde incelemeye gittim. Antalya güzel bir yer. Ama benim zevkimi pek yansıtmadı. Çok hızlı bir şehir ve tamamen eğlenceye dayanan bir yapısı var. Daha kulağıma dolan Olympos antik kentinin güzelliğini keşfetmeye gittim hemen. Ulaşımı çok kolay bir yer. Antalya otogardan Fenike arabalarına biniyorsunuz, şoföre Olympos kavşağında ineceğinizi belirtiyorsunuz ve o sizi bıraktıktan sonra tepede sizi aşağıya indirmeyi bekleyen başka minibüsleri görüyorsunuz ve binip olmak istediğiniz yere gidiyorsunuz. Antalya dan Olympos’a gelmek 8 TL tutuyor. Yine bir çok butik otel ile karşılaşıyorsunuz. Ama bir yer var ki her şey orada olup bitiyor. Kadir’in Yeri (Kadir’s Camp) Biraz pahalı gibi görünse de değeceğini fark ediyorsunuz. Tanrıların Şehri Olympos. Orası benim artık ikinci memleketim. Tarihi değerlerin arasında yaptığınız yolculuk, dağ suyunun denizle birleştiği o eşsiz nokta. Gerçek ve kasıntısız insanların bir arada seçmece toplandığı bir yer. Kendinizi dünya dışı bir yerde hissedeceksiniz.
İzmir, Eskişehir ve İstanbul’u benim elimden okumanın bir manası yok bence. Çünkü üstatlar o kadar iyi betimlemişler ki size gidip sadece keyfini sürmek kalıyor. 4 yıldır Eskişehir de öğrenciyim ve halen doyamadığım bir kent burası. Dünya konsept kenti. Yaşamadığınız deneyimleri kat ve kat kazanabileceğiniz bir ikon ütopyası. İstanbul’a sadece kahve içmeye bile gidebilirim boğazın eşsiz dinginliğinde. İzmir de kordonda bir sahil barına oturup akşam güneşinde bol kahkahalar eşliğinde bira yudumlamak. Ne kadar da çekici kılıyor kendine. Memleketim kokusunu hiç bir şeye değişmem sanırım.
Anlatıyorum ama bir çoğunuz diyecektir “Parası var bunun diye” inanın alakası yok ve bende zengin bir insan değilim en nihayetinde. Eğer içinizdeki macera ruhunuz ölmediyse gideceğiniz her yer için cebinize 150TL sıkıştırmanız yeterli olacaktır. Amaç uğruna 1 ay bir yerlerde çalışmak çok mu zor geliyor size? O zaman hayal kurmayın derim. Konsolos işi her şeyin mükemmel olmasını dilemeyin. Kendi mükemmeliyetinizi yaratın. Otostop çekin gerekiyorsa. Ama amacınıza ulaşın. Param yok, vaktim yok, halim yok diyen bünyeleri terk edin bence.
İbrettir !!! Birileri artık uyansın diye, birilerinin daha ölmesine göz yummaya ne tahammül?
Hikâyeler o kadar acımasız ki. Kendi dünyamızda ısrarla herkesin ben gibi olsun diretmelerimiz. Bizler soruyor muyuz? Düşünüyor muyuz? Hikâyelerdeki kahramanlar sonlarını bir kısır döngü içerisinde hep aynı yerde bitiriyorlar.”Ben kahramanım !”Peki kabul. Ama herkes kahraman. Onlara ne diyeceksin? Kahramansın ve kahramanları var çelişiğinde hesap günü gelip çatana dek, hiç bir şeyi düşünmemişsin, sonra birden başına gelen bu bütün kötülükleri nasıl atabilirim düşüncen içerisinde kaybolup gitmişsin. İntihar vakası…
Nasıl bir kahramansın? Sert bir imaj içerisinde yukarıya kaldırdığın elin ve kolun.”Bu benim” diye haykırışın nedir? Kolunu yerçekimine bıraktığında yerine gelir… Milyarlarca basınca inat kaldırdığın o kuvvet, dönüşümde yine aynı yerde… Sonuç? Yok! Birileri sana hesap sorar. Sen, intihar vakası. Bak etrafına her yer kahraman dolu. Karanlık gecelerde yalnız kaldığın bir şeylere inat saatlerinde anlarsın. Bir bakarsın, çaresizsin. Ne ! Ağlıyor musun?Sen kahramansın.Çakma kahraman.İbretliksin!Bir gün gelecek birleri sana ÖL diyecek.O zaman yenilginin kaçınılmaz olduğunu anlayıp bir intihar vakası olacaksın.İbret olacak,hikaye,destan daha da ileride ders olacaksın.Bir bağımlının kurtuluş öyküsü gibi anlatılacak.Senin sesinden değil,elinden çıkanlarınla.Şimdi üstünden yüksel yavaştan hızlıya doğru.İzle ilk önce kendini ve sonra etrafında onlardan yüzlere,binlere,yüz binlere,milyonlara ve milyarlara…Haykır Kahraman!!! Kimse istediği kahraman olamıyor. Biz çakmayız, hepimiz…Hayat dediğin olgunun senin için geçerli olmadığını gördün.Erken bir göç…Yavaştan, hızlıya ve huzura doğru…
Güzel bakmayı öğretemediler sana Gözlerinin önünde hep bir kara perde Soluk soluğa sular içtin Sarhoş oldun Bedenleri kendinde buldum derken Değişeni beklemedi hayat Kayboldun... Günün içinde gün Bitmiş ve terkedilmiş izmaritler Günün kokusu başka bugün İçime aynalar gösteriyorum Baksında utansın,korksun diye Nefes alamamak Konuşamamak Yada lanet olası aynaya bakıp anlatmak Ben bugün bunlardan geçtim zannederken İşte yeni baştan yeniden... Burhan FELEK